Türkiye Futbol Adamları Derneği Kayseri Şubesi’nin “İnsanlar Yaşarken Anılmalıdır” Ödül Töreni’nde Başkan Şükrü Sağıroğlu tören konuşması yapıyor.

“İnsanlar yaşarken de anılmalıdır. Biz, spor dünyamıza hizmetleri ile unutulmaz anılar bırakan spor adamlarımızı buluyor ve onları yaşarken onurlandırıyor  ve kendilerine verilen değeri yaşarken hissetmeleri ve hepimizin gururu olduklarını yaşarken bilmeleri için bu törenlere çok önem veriyor, geleneksel olarak düzenlenebilmesi için büyük çaba harcıyoruz.”

Ödül alan isimler arasında Kayseri Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı, TFF Kayseri Bölge eski Müdürü, Kayseri Spor Adamları Derneği Başkanı ve yıllarca Argıncıkspor’a ve futbolumuza önemli hizmetler yapmış Halil Severcan’da bulunuyor.

Ödülünü alıyor ve mikrofona yaklaşıp konuşmaya başlıyor.

“Şu anda salonda bulunan tüm spor adamları, bu kente ve gençliğimize önemli hizmetler yaptı. Salonda bulunan isimlerin tamamı,  bu şehrin cadde ve sokaklarında sonsuza kadar yaşayacak isimlerdir. Dünya, Avrupa, Balkan şampiyonlarımız var. Cadde ve sokaklara tüm bu isimlerin verilmesini öneriyorum.

Ödül Töreni’nde Arzu Tan’ı görüyorum.           

Bu konuşmadının ardından Mimarsinan, Fevzi Çakmak, Alpaslan, Köşk ve çevre mahallelerde cadde sokak dolaşıp cadde ve sokak isimlerini inceliyorum.                                                  

Öylesine idimler var ki, şaşırırsınız. Bu kişiler kim?  İsimleri nefen bu solaklara verilmiş? Hangi hizmetlerinden dolayı onurlandırılmışlar? Tek tek bakıyorum. Ve, tek satırlık bilgiye ulaşamıyorum. İlginç…

Aklıma, Halil Severcan’ın, “Şampiyonların isimleri cadde ve sokaklarımıza verilsin” önerisi geliyor.

Arzu Tan, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu.

Yaşamı, ulusal ve uluslararası başarılarla dolu ülkemizin ve Kayseri’nin gururu.

Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayraktar, Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu ve Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın’a mesaj gönderiyorum.

“Arzu Tan, hayatı başarılarla dolu herkese örnek bir insan. Adının, Kayseri’nin cadde ve sokaklarından birisine verilmesi ve yaşarken onurlandırılması Kayseri spor kamu oyunu mutlu eder” notumu iletiyorum.

Arzu Tan’ı, 1991 yılında tanıdım.

Akın Günlük Gazetesi’ni çıkarıyoruz.

Spor Servisi’nde Metin sönmez ve Mustafa Cengiz var.

Erkan Kan, genç bir muhabir.

Güçlü bir kadromuz var ve olağanüstü başarılı sayfalar yapılıyor. Her haber, Kayseri’nin gündemini belirliyor.

Yine yoğun bir gün.

Mustafa Cengiz, odama geliyor. Yanında, milli takım forması giysili genç bir kız ve genç bir delikanlı..

“Abi, Arzu Tan ve Antrenörü Fahrettin Yıldız’ı tanıştırayım” diyor.

Arzu Tan’ı başarıdan başarıya koşturan antrenörü Fahrettin Yıldız, bugün Türkiye Teakwando Federasyonu Başkanlığı görevini başarıyla sürdürüyor.

Tebrik ediyor ve sohbete başlıyoruz.

O günden bu yana O’nu takip eder, böylesi bir sporcu ile dost olduğum için kendimi şanslı görürüm. Bu dostluk, o günden bu yana aynı sıcaklık ve samimiyetle devam ediyor.

Peki, Arzu Tan kim?

Arzu Tan, madalya kolleksiyoneri. Evi, ulusal ve uluslararası müsabakalarda kazandığı, sayılarını bile hatırlayamadığı yüzlerce madalya, şilt ve takdir beratı ile dolu.

Bu başarıyı yakalamak kolay değil..

Güçlü bir irade, disiplinli bir yaşam, mücadele, hırs ve çok çok özel bir yetenek ister. İşte Arzu Tan, tüm bu yetenekleri ile Türk Sporu’nun yetiştirdiği “Nadir” isimlerden birisi.

1 Olimpiyat  şampiyonu, 1 olimpiyat ikincisi, tam 6 kez olimpiyat üçüncülüğü,

2 Dünya Şampiyonluğu, 5 Dünya ikinciliği , 3 Dünya üçüncülüğü, 2 Dünya beşinciliği,

4 Avrupa Şampiyonluğu, 3 Avrupa ikinciliği, 9 Avrupa üçüncülüğü, 4  Avrupa üçüncülüğü, 4  Avrupa beşinciliği,

3 Balkan Şampiyonluğu, 1 Balkan ikinciliği, 

9 Uluslararası şampiyon, 2 Uluslararası ikinci, 12 Uluslararası üçüncülük,

49 Türkiye Şampiyonluğu, 29 Türkiye ikinciliği ve 44 Türkiye üçüncülüğü ve 4 Avrupa beşinciliği var.

Bu büyük başarı; bugüne kadar hangi Türk Sporcusuna nasip olmuştur?

Tan, 1973  İstanbul foğumlu. Sporcu bir babanın kızı. Babası Fahrettin Tan, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde çalışan eski bir güreşçi. Annesi Remziye hanım ev kadını.

Fahrettin bey, bir sporcu, çocuklarının da spor yapmasını arzuluyor.

Babasının teşviki üzerine spora “Merhaba” diyor ve ana branş olarak kendisine o yılların en popüler spor dallarından birisi olan “Teakwando”yu seçiyor. Genç yaşına rağmen yılmadan usanmadan antrenman yapıyor. Okul hayatı dışındaki günlerinin nerede ise tamamı, spor salonlarında geçiyor.

Sıkı, disiplinli ve ardı arkası gelmeyen antrenmanlar günler aylar sürüyor.

Ablası Züleyha‘da tekwando sporcusu. Kayserili bir gençle evleniyor ve Tan Ailesi’nin yolu Kayseri ile kesişiyor. 

Arzu Tan, o günleri şöyle anlatıyor.

“Benim ablamda tekvandocuydu. Ablam evlenince Kayseri'ye taşındı. İstanbul'da yalnız kalınca ablam beni de Kayseri'ye çağırdı. Antrenmanlarda bayan sporcularla çalışmak bana çok hafif geliyordu. Daha güçlü rakiplerle antrenman yapmak istiyordum. O dönemde, karşımda bana göre sert bir sporcu yoktu. Bayanlarla çalışmaktan vazgeçtim, güçlü bir partner aramaya başladım. Antrenörüm, Yavuz Sayan isimli bir sporcu buldu. İlk karşılaşmamızda, Yavuz’u fena dövdüm. Çok kötü dayak yedi. Ne kadar antrenman, ne kadar karşılaşma yaptıysak O’nu yendim. Ben yendikçe Yavuz hırslandı. Azimli ve kararlı bir gençti. Benden yediği dayak ve sonrası edindiği hırs, Yavuz’u da Avrupa ve Türkiye Şampiyonluklarına taşıdı. Bu birlikteliğimiz daha sonra 1996 yılında evlilikle sonuçlandı. Bugün, mutlu bir yaşamımız var.”

Arzu Tan, ilk resmi yarışmada kürsüye çıktı. Türkiye Minikler Türkiye Şampiyonası’nda 1’inci oldu

İlerleyen yıllarda yıldızlar, gençler ve büyüklerde Türkiye  şampiyonlukları peş peşe gelmeye başladı.

Arzu Tan’ın en büyük destekçisi ve şansı, ablası Züleyha Tan. Züleyha Tan, iki defa Avrupa, bir kez Dünya ve Olimpiyat 2’ncisi olmuş başarılı bir sporcu. Eniştesi ve aynı zamanda antrenörü olan Fahrettin Yıldız ve ablası Züleyha ile birlikte disiplinli bir çalışma dönemine girdi.

1987 yılında milli takım kadrosuna davet edildi.

1991 yılında İspanya’nın Valencia kentinde yapılan Akdeniz Oyunları’nda “Altın Madalya”ya uzandı. Bayrağımızın İstiklal Marşı’mız eşliğinde göndere çekildiği sırada gözyaşlarını tutamıyordu.

Yine 1991 yılı. Dünya Teakwando Şampıyonu Yunanistan’da yapılıyor.

Arzu Tan mindere çıkıyor. Önce Amerikalıyı, sonra Meksikalı, arkasından Koreli ve Çinli rakiplerini tek tek geçiyor. Bütün gözler Hollandalı sporcu ile yapılacak olan final karşılaşmasında. Göğsünde Ay-Yıldızlı,  Kırmızı-Beyaz pırıl pırıl parlayan bir forma.

Arzu, fırtına gibi esiyor ve Hollandalı rakibi  4-0 yenip Dünya Şampiyonu oluyor.

Arzu Tan, başarıdan başarıya koşuyor, madalyalara doymuyor, adını Türkiye’nin ve Dünya’nın en gözde sporcuları arasına yazdırıyor.

1992 Yaz Olimpiyatları’nda, gösteri niteliğinde bronz madalya alıyor.

1 yıl sonra, Rusya’da Avrupa Şampiyonu..

1994 yılı, sırada Barselona Olimpiyatları var. Yine başarı var. Bu kez, olimpiyat 3’üncüsü olarak yine kürsüde.

Sayısız ulusal ve uluslararası müsabakalarda hep kürsü de hep şampiyon..

Ve, 1996 yılı. Müsabakadan müsabakaya, antrenmandan antrenmana birlikte koşturduğu arkadaşı Yavuz Sayan ile mutlu bir evlilik yapar. Biri kız biri erkek iki çocuk sahibi olur.

Oğlu Emre’de anne ve babasının izinde yürüyor. Emre, 9 kez Türkiye, 2 kez Balkan ve 2 kez Avrupa şampiyonu olmuş, 2 kez de Dünya ikinci olma başarısını göstermiş genç bir yetenek.

Oğul Yunus Emre Sayan, bugün milli takım antrenörü ve İncesu Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde Beden Eğitimi öğretmeni olarak görev yapıyor.

Henüz.  9 yaşında olan kızı Zişan, geleceğin şampiyonu olmak için etrafında onca Dünya ve Avrupa Şampiyonu olan aile çevresi içerisinde büyüyor.

Arzu Tan, spor sahalarındaki başarısını aralıksız sürdürürken, katıldığı antrenörlük kurslarından da başarıyla mezun olur ve en üst düzey “Teknik Direktör” diplomasını almaya hak kazanır.

1997 yılında sporculuk kariyerine noktayı koyan Arzu Tan, Kayseri Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nde antrenör olarak görev alır.

Bugün, Tan Ailesi, anne-baba,-enişte abla ve çocukları ile birlikte spora hizmet etmeye, genç yetenekleri bulup geleceğin şampiyonlarını kürsüye çıkarmak için gece- gündüz çalışmaya devam ediyor.

Başarılara, madalyalara doymayan Arzu Tan, antrenör olarak çalışmalarını yürütürken, bir yandan da büyük önem verdiği eğitimine devam ediyor.

Ahi Evran Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Bölümü 4. Sınıf öğrencisi.

Tüm bu başarılarını, “Lisans Diploması”na kavuşarak taçlandıracağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

Ne dersiniz?

Arzu Tan, bir cadde veya sokağa adı konularak onurlandırılmayı hak etmiyor mu?